Sayfalar

11 Mayıs 2012 Cuma

24- Muhammed Ma’sûm Farukî

Muhammed Masum Farukî hazretleri, evliyânın meşhurlarındandır. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğludur. İnsanları Hakka dâvet eden, doğru yolu göstererek saadete kavuşturan ve kendilerine; "silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi dördüncüsüdür. Hindistan'ın Serhend şehrinde doğdu
Daha üç yaşında iken, kelime-i tevhid söylerdi. Kur'ân-ı kerimi kısa zamanda ezberledi. 11 yaşında iken, zikir ve murakabe yolunu babası İmam-ı Rabbani hazretlerinden aldı. Babası istidadının yüksekliğini anlayınca, "Hâl, ilimden sonra olduğu için, önce ilim okumak gerekir." buyurup oğluna aklî ve naklî ilimleri okutmaya başladı. Ona, "İlim tahsilini çabuk bitir ki, seninle büyük işlerimiz var." buyururdu. 14 yaşında iken babasına, "Kendimde bir nur görüyorum ki, bütün âlem güneş gibi ondan aydınlanmaktadır." diye arz edince, babası, "Sen zamanın kutbu olursun." müjdesini verdi. Daha sonra kendisi, "Allahü teâlâya hamd olsun. Babamın müjdelediğine kavuştum” demiştir. 16 yaşında iken, bütün ilimlerin tahsilini bitirip tasavvufa yöneldi. Babasının feyizlerine kavuştu. Kendisi de, "O esrar denizlerinin dalgıcı oldum” buyurmuştur. Öyle yetişti ki, onun bereketi ve feyizleri bütün âleme yayıldı. İslâm tarihinde hidâyeti onunki kadar yaygın olan bir âlim ve mürşid görülmemiştir. 900 bin kişi ona talebe olmuş, talebelerinden 140 bini evliyâlık mertebelerine kavuşmuş, 7 bini de mürşid-i kâmil olmuştur. Talebeleri onun huzurunda bazen bir ayda, bazen bir haftada evliyâ olurlardı. Bazılarını bir teveccühde, makamların hepsine ulaştırırdı.



Babası ömrünün son günlerinde ona: "Benim bu dünyada kalmam yalnız kayyumluk vazifesi sebebiyle idi. Bu artık sana verildi. Bu dünyadan göç etmem yaklaştı." Buyurmuştur.

Talebelerinden olan Muhammed Hanîf-i Kâbilî, Hocasının himmeti ile çok büyük mârifetlere kavuştu. Hocasından icâzet alarak memleketi olan Kâbil'e döndü. Halkı irşada başladı. Onu da kıskananlar oldu. Bir grup insan, ona gelip, "Bir keramet görmedikçe, sizin büyüklüğünüze inanmayız. Biz bir ziyâfet hazırlıyoruz. Üstâdınızı dâvet ediyoruz. Bugün yemek vaktinde Serhend'den Kâbil'e bir anda gelmesini bekliyoruz. Eğer gelirse, hepimiz senin taleben oluruz." diye ilâve ettiler. Serhend’den, Kâbile bir ayda gelinemezdi. Hâce Muhammed Hanîf, hocasına olan bağlılığının çokluğundan bunu kabul edip, "Hocam yemeği yatsı namazından sonra yer. Siz yemekleri hazırlayın, geleceğini ümit ederim." dedi. Oradakiler gülmeye, alaylı bir şekilde yemekleri hazırlamaya başladılar. Vakit gelince "Yatsı vakti oldu. Artık yemek yiyelim." dediler. Hâce, "Yemeği getirin, üstâdım bu saatlerde yemek yer." buyurdu. Oradakiler, yemekleri getirirken, Muhammed Ma'sûm hazretleri altı oğlu ile birlikte evin kapısından içeri girdi. Kendisine hazırlanan yere oturdu. Oradakiler bu hâli görünce, hayrete düşüp özür dilemek zorunda kaldılar. Muhammed Ma'sûm hazretleri "Yalnız Muhammed Hanîf'in hatırı için geldim. Yoksa maksadım, sizin ikna olmanız değildir. Evliyadan keramet istenmez." buyurdu. Hep beraber yemeğe başladılar. Oradakiler, sohbetin bereketiyle kalblerindeki zulmetten kurtuldular. Onu sevenler arasına girip, saadete erdiler.

Talebelerinin üstünlüğü

Muhammed Ma'sûm hazretlerinin talebelerinden Kâbilli Sofî Pâyende Tılâ anlatır:

“Hocam bana icâzet verdikten sonra, memleketime gidip, insanları irşâd etmemi emretti. "Efendim, bilirsiniz ki, irşâd için para da gerekir. Benim ise bir şeyim yok." dedim. "Sofi, kırmızı ve siyah kâğıt parçaları getir." buyurdu. Hemen gidip getirdim. O kâğıtları, para şeklinde kesti. Sonra ıslattı, o anda altın ve gümüş para oldu. Kendi kendime, "Bu işi bana da öğretse…" dedim. Bana tekrar "Peki bu işi Hak teâlânın izniyle sana verdim. Ancak ihtiyâcın olduğu zaman, kullanırsın. Kırmızı kâğıdı ıslatırsan altın, siyah kağıdı ıslatırsan gümüş olur.” buyurdu. Sonra memleketime gittim. Evimize her gün misâfir geliyordu. Buyurduğu gibi kâğıtlar, altın veya gümüş para oluyordu. Böylece onlara hizmet ettim. Halk tarafından çok sevildim."

Bu talebesinin ismi, altın yapan Sofi anlamında, "Sofî pâyende tılâ" diye meşhur olmuştur.

Sofî Pâyende Kerbâs adındaki talebesi de, huzurunda yetişip halîfelerinden oldu. Yanından ayrılıp memleketine giderken, ona biraz kumaş vermişti. Verirken de; "Bu kumaşta bereket vardır." buyurmuştu. Sofî Pâyende uzun zaman o kumaştan bir parça keserek satıp ihtiyaçlarını temin etti. Kumaş hiç eksilmiyordu. Hayatının sonuna kadar böyle devam etti. Bunun için, kumaş yapan Sofî anlamında "Sofî pâyende kerbâs" ismi ile meşhur oldu.

Hüdâperest Hân adında bir devlet adamı, vâliliği bırakıp, Muhammed Ma'sûm hazretlerine talebe olmuştu. Bir gün evine altı misâfir gelmişti. Onlara yedirecek bir şeyi yoktu. Sıkıntılı idi. Fakat feyizden mahrum kalmamak için hocası Muhammed Ma'sûm hazretlerinin sohbetine gitti. Hocası sıkıntısını anlayıp, sohbetten sonra, kendisine ve altı misâfirine onar tane olmak üzere yetmiş tane, "Enbe" denilen yemiş verdi. Ayrıca altı misâfiri için, altı tane altın para verip, "Sen bizim oğlumuz sayılırsın, sana yine misâfir gelirse hiç çekinmeden bize haber ver." buyurdu.

Talebelerinden Hâce Mûsâ anlatır: "Hocam bana, icâzet-i ve hilâfet verip; memleketime dönmemi söylediği zaman; "Bizde halk, sert tabiatlıdır, böyle şeyleri bilmez, alay ederler " dedim. Hocamız Muhammed Ma’sum hazretleri, "Senin sözünü herkes dinleyecek. Bir de, senin duân her hastalığa şifâ olacak. Oradaki bütün insanlar seni sevecekler." dedi. Gerçekten hocamın buyurduğu gibi oldu."

Bir talebesi anlatır: "Sahrâda âniden bir aslan gördüm. O anda Hocam Muhammed Ma'sumu hatırladım. Hemen Ma'sûm hazretleri geldi, elindeki ibriği aslana fırlattı. Aslanda hareket edecek kuvvet kalmadı. Sonra hocam gözümden kayboldu. Sonra, o ibriğin kırılmış parçalarını yerden topladım. Hâlâ yanımda saklıyorum."

Ara sıra sohbetine gelen bir genç, pek uygun olmayan bir kıza âşık olmuş id, dalgın ve dağınık bir hâldeydi. Muhammed Ma’sum hazretleri, o gencin hâlini anlayıp, "Bu bozuk işten ve lüzumsuz hayâlden vazgeç! Arzu yüzünü hakikat bahçesine çevir! Mârifet bahçesinden meyveler topla! Elbette bu diğerinden daha iyi olur." buyurdu. Sıkıntı içinde olan genç, bu hâlden kurtulması için duâ talebinde bulundu. Muhammed Ma'sum hazretleri, o hâlden kurtulması için duâ edip; "Şimdi seni bu hâlden kurtardılar!" buyurdu. Genç bu sözü duyar duymaz, kendini toplayıp aklı başına geldi. Mecazî olan aşk, gerçek aşka döndü. Muhammed Ma'sûm hazretlerinin sâdık talebelerinden oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız bizim için önemlidir.