Sayfalar

MERAK ETTİKLERİNİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MERAK ETTİKLERİNİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2019 Pazar

PDF YAZDIRMADA SORUN YAŞAYANLAR

VİDEO 1




22 Nisan 2019 Pazartesi

Hardiskiniz devamlı meşgul ise...






Yukarıdaki yönergeleri " Görev Yöneticisi " ni açarak 
(CTRL + SHİFT+ ESC) başlayın.
Bu uygulamaları yaptıktan sonra bilgisayarınızı yeniden başlatın.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Domuzun harâm edilişi

Suâl: Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere harâm edilişinin hikmeti nedir?
Cevap: Dinimizde birşey harâm ise, hikmetini bilmesek de onun harâm olduğuna inanmak lâzımdır. Muhammed aleyhisselâm'ın peygamber olarak bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yâhut tecrübe ile anlaşıldığı için inanmak îmân olmaz. Çünkü bu, aklı tasdik etmek demektir. Harâmlarda muhakkak vücuda zarar veren birşey aranmamalıdır!
Domuz, her türlü pisliği yiyen çok pis bir hayvandır. Zararlı bir hayvan olduğu için yalnız Türkler değil, Avrupalılar da, bir kimseye hakaret etmek için "Domuz" derler.
Tevrat'ta domuz eti yasak edildiği için bugünkü yahûdiler bile domuz eti yemezler. Bugün tıp, insana en çok zarar veren ve hastalık bulaştıran etin domuz eti olduğunu tesbit etmiştir. Domuz eti yiyenlerde [safra kesesi iltihabı, apandisit, barsak iltihabı, çeşitli çıbanlar, mafsal kireçlenmeleri, 

11 Kasım 2012 Pazar

Medeniyetin beşiği neresi?

Suâl: Medeniyetin beşiğinin Avrupa olduğu doğru mudur?
Cevap: Avrupa'nın ilimde, teknikte ve sanâyi'de ilerlemeye başlaması, son üçyüz seneden beri olmuştur. 1494 senesine kadar, Avrupalılar vahşet, cehâlet, pislik içerisinde yaşıyorlardı. Bu sırada İslâm memleketleri, hıristiyan Avrupa'nın tam tersi bir idâre altında idi. Arabistan, Irak, İran, Mısır, Türkistan, Emevî ve Abbâsî halîfelerinin idâresiyle her cihetten, maddî ve ma'nevî terakkîler yapmış idi. O zaman müslümanlar, rûhen ferâh, maddeten de refâh içerisinde idiler.
Müslümanlar, İspanya'yı, Endülüs Emevî sultanlarının emri altında, en güzel şekilde imâr etmiş, medeniyetin en yüksek zirvesine ulaşmışlardı. İlim, sanat, ticâret ve ziraata ve güzel ahlâka çok önem verilmişti.

8 Kasım 2012 Perşembe

Medeniyet nedir?

Suâl: Medenî insan nasıl olur? Avrupalılar müslümanlardan daha medenî midir?
Cevap: Medenî bir insan, her şeyden önce, güzel ahlâklı, dürüst ve çalışkandır. Önce din terbiyesi almış, fen bilgilerini de öğrenmiştir. Sözü özü doğrudur. İşlerini son derece dikkat ile başından sonuna kadar takîb eder. Gerekirse, iş saatinden fazla çalışmaktan hiç çekinmez. Böyle çalışmaktan, iş görmekten zevk alır. Yaşlansa bile, kolay kolay işinden ayrılmaz. Âmirlerine itâ'at eder. Dininin emîr ve yasaklarına titizlikle uyar. İbâdetlerini aslâ terketmez. Çocuklarının îmânlı, ahlâklı yetişmelerine çok ehemmiyyet verir. Onları kötü arkadaşlardan, zararlı yayınlardan korur. Zamanın kıymetini bildiği için, her işini dakikası dakikasına yapar. Va'dine sâdık olur. Din ve dünya vazîfelerini bitirmeden içi râhat etmez. Bir işi tesvîf etmek [yarına bırakmak] şöyle dursun, yarın yapılacak bir işi bugün yapar. Ecdâdımızın bu meziyetlerine sahip olursak, maddî ve ma'nevî yükselir, her işimizde muvaffak olur, Rabbimizin rızâsını kazanırız.

1 Kasım 2012 Perşembe

Rüşvet âfeti


Suâl: Günümüzde rüşvet yaygınlaşmıştır. Rüşvetin dindeki yeri nedir?
Cevap: Dinimiz, gasb edilmiş malı ve zulüm, hırsızlık ile alınan, rüşvet, fâiz, kumar ücretleri ve diğer hıyânet yollarından birisi ile ele geçen kazancın yenilmesini ve başkalarına yedirilmesini yasak etmiştir. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki:
(Birbirinizin mallarını aranızda [kumar, yalancılık, sahtekârlık, hırsızlık, gasb, rüşvet gibi] bâtıl sebeplerle yemeyin!) [Bekara 188]
Kızın babasının veya akrabâsının, kızı vermeye râzı olmaları için dâmattan istedikleri para veya mal rüşvet olur. Ayakbastı parası almak da rüşvettir, harâmdır. Malını, canını, hakkını kurtarmak için istemiyerek rüşvet vermek câiz ise de, rüşvet istemek aslâ câiz değildir, harâmdır.
Lâyık olmayan kişileri işe almak için rüşvet istemek, memleket idâresini ehliyetsiz ellere terk etmek demektir. Bu da bir milletin yıkılmasına sebep olur.
Bir öğretmenin, kabiliyetsiz bir talebeyi rüşvetle geçirmesi de, lâyık olmayan kimselerin iş başına geçmesine vesîle olur.
Alt sırada olan bir evrağı rüşvetle üste çıkarıp hemen muâmelesini yapmak, diğer sırası gelen insanların haklarına tecâvüzdür, zulümdür.
Doktorun rüşvet alarak sağlam memura rapor vermesi, düzenin bozulmasının, memleketin yıkılmasının sebeblerindendir.
Belediyelerce, kanûnsuz binalara ruhsat vermek veya ruhsatsız yapılara rüşvet alarak göz yummak veya daha başka şekilde rüşvet almak vazifeye ihânettir.

30 Ekim 2012 Salı

Canlar nasıl alınır?


Suâl: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hattâ milyonlarca insan, trafik kazâsı, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı ânda ölüyor. Ba'zı kimseler, "Ölüm meleğinin bir ânda bunların canını nasıl aldığını aklımız almıyor." diyorlar. Bunun îzâhı mümkün mü?
Cevap: Azrâil aleyhisselâm'ın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeğe kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslâma teslim olup, Allahın her şeye gücü yetebileceğine inanması lâzımdır.
Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de rûhları bundan daha tez almaktadır. İbrâhim aleyhisselâm, ölüm meleğine suâl etti ki:
- Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı ânda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı ânda bunların hepsinin rûhlarını nasıl alıyorsun?
Ölüm meleği cevap verdi:
- Allahın izniyle onların rûhlarını çağırırım, derhal avucumun içinde oluverirler.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Mu'tezîle ve akılcılar


Suâl: Mu'tezîle fırkasının belli başlı görüşleri nelerdir? Doğrusu nedir?
Cevap: Bid'at ve dalâlet fırkalarından mu'tezîlenin görüşlerinden ba'zıları şunlardır:
1- Aklın beğendiği, güzel gördüğü şeylere farz, çirkin gördüklerine harâm derler.
2- Sahâbenin hepsinin âdil olduğunu inkâr ederler.
3- Bir kısmı, cin ve mi'râcı inkâr eder.
4- Mu'cize ve kerâmeti inkâr ederler.
5- Cennette Allahü teâlânın görüleceğini inkâr ederler.
6- Ekserisi, (Günâh işleyen kâfirdir. Amel îmândan parçadır.) derler.
7- Kabir ziyâretinde enbiyâ ve evliyâdan yardım istemenin câiz olmadığını söylerler.
8- Kabir azâbını inkâr ederler.
9- (Ölüye, duâ fayda etmez.) derler.
10- Sırâtı, şefâ'ati inkâr ederler. Ehl-i sünnet âlimleri, mu'tezîlenin dalâlette olduğunu âyet ve hadîslerle isbât etmişlerdir. 

17 Ekim 2012 Çarşamba

İbâdette değişiklik yapılabilir mi?


Soru: Allah'a daha iyi kulluk etmek için ibâdetleri değiştirmek uygun olur mu?
Cevap: Allahü teâlâ, kullarını kendisine ibâdet etmek için yarattı. İbâdet, züll ve zillet demektir. Ya'nî, insanın Rabbine, ma'bûduna, hakîr olduğunu, âciz, muhtaç olduğunu göstermesidir. Bu da, her aklın ve âdetlerin güzel ve çirkin dediklerine uymayıp, Rabbin güzel ve çirkin dediklerine teslîm olmak ve Rabbin gönderdiği Kitâba ve Peygamberlere inanmak ve bunlara tâbi' olmak demektir. Bir insan, bir işi, Rabbinin izin verdiğini düşünmeden, kendi görüşü ile yaparsa, Ona kulluk yapmamış, müslümanlığın îcâbını yerine getirmemiş olur.
Bu iş, i'tikâdda, inanmakta ise ve inanılması lâzım olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylerden ise, bu inanışı küfre sebep olan bid'at olur. Gayrı müslimlerin ibâdet olarak yaptıkları şeyleri müslümanların yapması câiz olmaz. Meselâ papazlar, ibâdet niyetiyle bellerine zünnar kuşanırlar, boyunlarına haç takarlar. Müslümanların, böyle yapmaları câiz olmaz. Bid'at, i'tikâdda olmayıp da, amele ait işte kalırsa, fısk, büyük günâh olur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Dinde olmayan birşey meydana çıkarılırsa, o şey reddedilir.) [Buhârî]
Âdetlerde Yenilik Olur

15 Ekim 2012 Pazartesi

Dinde reform yapılabilir mi?

Soru: "Yeni fen vâsıtaları çıktı, devir değişti. Yeni olaylarla karşılaşıyoruz. Din görevlileri toplanmalı, bir şûrâ kurulmalı, alacağı kararlarla, yeni tefsîrler, yeni ictihâdlar yapılmalı, ba'zı farzlar azaltılmalı, kolaylıklar getirilmeli, âlimleri, mezhebleri taklîd devri kapanmalıdır!" deniyor. Dinde değişiklik yapmak câiz midir?
Cevap: Dürer-ül hükkâm şerhinde, (Zamanın değişmesi ile, örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir. Nassa, dayanan hükümler zamanla değişmez) deniyor. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de buyuruyor ki: Ba'zı kimseler, yapacakları değişikliklerle dîni düzelteceklerini zannediyor, ortaya bid'at çıkarıyorlar. Bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nûrunu örtmeye çalışıyorlar. Yaptıkları değişikliklerle dînin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan değildir. Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: 

18 Eylül 2012 Salı

Cinleri niçin göremiyoruz?

Bazı dinsizler, (Cin ve şeytanı gözümüzle görmüyoruz. Görülmeyen şeylere inanmayız) diyorlar. Fenden haberi olan, normal düşünebilen ve akıl sâhibi bir kimsenin, yalnız gözüne göre konuşması, karar vermesi mümkün değildir.
Akıl, göze değil, göz akla bağlıdır. Göz herşeyi göremez. Meselâ tecrübeler neticesinde havanın içinde çeşitli gazlar bulunduğunu biliyoruz. Gözümüzle havayı ve içindeki gazları göremiyoruz. Göremediğimiz için, aklımızı göze tâbi kılarak, (Hava ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı görürdük) demek aklı, tecrübeyi hiçe saymak olur.
Bugün fen yolu ile suyun, oksijen ve hidrojen denilen iki gazdan meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de yanıcıdır. Suya baktığımız zaman ne oksijeni, ne de hidrojeni görmemiz mümkün olmaz. Hattâ su renksiz olduğu için ağzına kadar dolu bir şişedeki suyu bile göremeyiz. Aklı göze tâbi kılarak, (şişede su, suda da gaz yoktur) diyebilir miyiz? 

17 Eylül 2012 Pazartesi

Rûhlar yardım eder mi?

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
(Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, onlar, Rableri indinde diridir ve rızıklandırılmaktadır.) [Âl-i İmrân 169]
(Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin! Onlar diridir; fakat siz bunu anlayamazsınız.) [Bekara 154]
Şehîdler diri olduğu gibi, şehîdlerden üstün olan ve Allah yolunda ölen peygamberler, elbette diridir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Peygamberlerin vücûdunu toprak çürütmez.) [Ebû Dâvüd]
(Her peygamber, kabrinde diri olup namaz kılar.) [Beyhekî, Ebû Ya'lâ]
(Kim, bir tanıdığının kabrine uğrayıp selâm verse, ölü onu tanıyıp cevap verir. Tanımadığı ölüye selâm verirse, o da sevinir, cevap verir.) [İbni Ebiddünya]
(Ölü kabre konurken, oradan dağılırken, onların ayak seslerini işitir.) [Buhârî]
(Ölüler yaptığınız iyi işlerinizi görünce sevinir, kötü işlerinize üzülürler.) [İ.Ebiddünyâ] 

16 Eylül 2012 Pazar

Evliya kabrinden yardım istenir mi?

Soru: Fâtiha sûresinde "Yalnız Senden yardım isteriz" dendiği için, Peygamber kabrine veya bir yatıra gidip onu vâsıta ederek duâ etmek şirk olmaz mı?
Cevap: Duâların kabûl olması için ba'zı şartlar vardır. Herkeste bu şartlar bulunmadığı için duâların kabûl olmadığı görülüyor. Onun için, ulemânın ve evliyânın duâ etmesi için onlara yalvarmak, onları vâsıta kılmak lâzımdır. Evliyânın diri veya ölü olması arasında fark yoktur. Zira (Büyük bir âlim vefât edince, feyz vermesi kesilmez, hattâ artar) buyuruldu. (İrşâd-üt-tâlibîn)
Allahü teâlâ, sevdiklerinin rûhlarına işittirir. Onların hâtırı için istenileni yaratır. Diriler, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, rûhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur.Hz.Âdem, Muhammed aleyhisselâmın hürmeti için duâ etti, duâsı kabûl oldu. Allahü teâlâ da, (Yâ Âdem, Muhammed aleyhisselâmın ismi ile, her ne isteseydin kabûl ederdim, O olmasaydı, seni yaratmazdım) buyurdu.[Hâkim, Beyhekî]
Ölü-diri her velînin rûhundan yardım istenir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allahın kulları, bana yardım edin" desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberânî]
(Halil-ür-rahmân [Hz. İbrâhim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberânî] 

15 Eylül 2012 Cumartesi

Sandalyede namaz kılınabilir mi?

Soru: Ayakta namaz kılamayan hasta, sandalyede kılsa veya yükseğe secde etse câiz olur mu?
Cevap: Namaz kılarken 25 cm'den yükseğe secde etmek câiz değildir. Daha az yükseğe secde mekrûhtur. Resûlullah efendimiz az yükseğe de secde etmemiştir. (R.Muhtâr s.338)
Az yükseğe bile secdenin câiz olmadığını bildiren âlimler de vardır. (Câmi'ur-rumûz s.69)
Ayakta duramayan hasta, namazlarını oturarak kılar. Secde için yere eğilemiyen, 25 cm'den yüksek olmayan sert bir yere secde edebilir. Bunu da yapamazsa îmâ ile kılar. Peygamber efendimiz bir hastanın yastık üzerine secde ettiğini görünce yastığı aldı. Hasta, odun üzerine secde edince onu da aldı. Sonra, (Gücün yeterse yere secde et! Yere eğilemezsen, yüzüne birşey kaldırıp, bunun üzerine secde etme! ^Imâ ile kıl ve secdede, rükü'dan daha çok eğil) buyurdu. Oturduğu hâlde yere secde edemiyen hasta, îmâ ile kılar. (Halebî) 

14 Eylül 2012 Cuma

Nâfile farza eklenir mi?

Soru: Nâfile namazlar farzları tamamlıyormuş. İş yerimde öğle ve ikindiyi kılamıyorum. Eve gelince 8 rek'at nâfile kılsam, öğle ve ikindiyi kılmış sayılır mıyım?
Cevap: Namazı, zarûretsiz kazâya bırakmak harâmdır. Namazı kazâya bıraktığı için tevbe etmek ve kazâ borçlarını ödemek farzdır. Milyon rek'at nâfile namaz, iki rek'at farzın yerine geçmez. (Tamam yapılmamış olan namaz, zekât ve başka farzlar, nâfilelerle tamamlanır) hadîs-i şerîfini İbni Âbidîn hazretleri şöyle açıklıyor:
(İmâm-ı Beyhekî, "Bu hadîs-i şerîf, yapılmış olan farzlar içindeki sünnetler noksan kalırsa, nâfilelerin bunları tamamlayacağını bildirmektedir. Yoksa yapılmamış farzların yerine nâfilelerin geçeceğini bildirmiyor" dedi. Şu hâlde, nâfileler, terkedilmiş olan farzları değil, noksan olarak kılınan namazlardaki kusûrları tamamlar.) [R.Muhtâr]
İ. Ahmed'in bildirdiği, (Farzdan bir şey noksan yapılırsa, nâfile namazlarla tamamlanır) hadîs-i şerîfi de nâfilelerin farzlardaki kusûrları tamamlıyacağını bildirmektedir. (Tahtâvî)
Öğle ve ikindiyi kazâ etmeden 8 rek'at değil, 8 bin rek'at nâfile namaz kılınsa, öğlenin veya ikindinin 4 rek'at farzı yerine geçmez. Milyonlarla nâfile sadaka, bir lira zekât borcunu ödeyemez. Farzın önemi çok büyüktür. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: 

13 Eylül 2012 Perşembe

Yahûdîlerin aslı nedir?

Soru: Yahûdîliğin aslı nedir?
Cevap: Yahûdîler, Ya'kûb aleyhisselâmın oniki oğlundan türemişlerdir. Hz.Ya'kûb'un adı İsrâil olduğu için, bunlara (Beni İsrâil), ya'nî İsrâil oğulları denildi. İsrâil, Abdullah demektir. Hz.Mûsâ, Tûr dağına gidince, bunlar dinden çıktı, buzağıya taptı. Sonra pişman olup tevbe ettikleri için, Yahûdî denildi. Yahûdî, hidâyeti, doğru yolu bulucu demektir.
Yahûdîler, Hz.Mûsâ'ya çok eziyet etti. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehîd etti. Hz.Îsâ'yı babasız çocuk diye kötülediler. Annesi Hz.Meryem'e iftira ettiler. Bunları öldürmek için saldırdılar. Âhır zaman peygamberi Muhammed aleyhisselâmı zehirlediler. Hz.Osman zamanında, fitne çıkararak, halîfenin şehîd edilmesine sebep oldular. Hurûfîliği meydana çıkarıp, müslümanları parçaladılar, birbirine düşman ettiler.
Asırlarca, Allahın gönderdiği dinleri, peygamberleri yok etmeye uğraştılar. Dinleri yok etmek için masonluğu kurdular. 1918'de biten Birinci Cihân Harbi'nden sonra, din düşmanı olan komünist devletler kurdular. Bir yandan da, önce İstanbul, sonra Mısır hahambaşısı olan Hayım Naum, dünyanın biricik İslâm devleti Osmanlı imparatorluğunu yıkmak için, kapitalist ve emperyalist devletler arasında fırıldaklar çevirdi. Neticede, İslâm âleminin liderliğini yapan koca imparatorluk parçalandı. Müslümanlara gerici denildi. İslâmiyet kuvvetsiz kaldı, yok olmaya yüz tuttu. (Hak Sözün Vesîkaları)

12 Eylül 2012 Çarşamba

Kazası olan nâfile kılınabilir mi?

Soru: Kazâ namazı olan, nâfile namaz kılabilir mi, belli başlı nâfile namazlar hangileridir?
Cevap: Namaz iki sebeple kazâya kalır:
1- Uyumak, unutmak gibi dînî bir özürle kaçırılır. Buna (Fâite) ya'nî kaçırılmış namaz denir. Üzerinde böyle farz kazâsı olanın nâfile namaz kılması câizdir. R.Muhtâr, Halebi, Tahtâvî ve Hindiyye'de buyuruluyor ki:
(Fâite [fevt olmuş, bir özürle kaçırılmış] namazların kazâlarını acele kılmak lâzımdır. Fevt olmuş [bir özürle kazâya kalmış] namazların kazâlarını kılmak, nâfile kılmaktan evlâ ise de, hadîs-i şerîfle övülmüş olan beş vaktin sünnetlerini, duhâ, tesbîh, tehıyyet-ül-mescid, evvâbin gibi nâfile namazları kılmak, kazâ kılmaktan evlâdır.)
Evlâ olmasının sebebi, unutmak, uyumak gibi bir özürle namazı kazâya bırakmak günâh olmadığı içindir. Böyle kimselerin, adı geçen nâfileleri kılacak kadar, kazâları geciktirmeleri günâh olmaz. Unutarak, uyuyarak kazâya bırakılan namaz sayısı bir veya birkaç vakittir. Meselâ sabah namazının vaktinde uyuyup kalan kimse, güneş doğduktan 50 dakika kadar sonra bu namazı kazâ eder. Kazâ etmeden önce, duhâ [kuşluk] namazı kılarsa câiz olur. Çünkü sabah namazını, uyanamayarak bu vakte bırakması günâh değildir. Duhâ namazı kılacak kadar geciktirmesi de günâh olmaz. 

11 Eylül 2012 Salı

Uydurma hadîs nasıl anlaşılır?

Uydurma hadîs nasıl anlaşılır?
Peygamber efendimizin vârisleri, vekîlleri olan âlimlere olan i'timâdı sarsmak için, İngilizler asırlardır, İslâm âlimlerinin kitaplarında uydurma hadîs olabileceğini telkîn etmeye çalışmışlar, bunda da oldukça başarı sağladıkları, bir çok genci zehirledikleri anlaşılmaktadır.
Bir müctehid, başka bir müctehide hatâ ettin demez. (İctihâd ictihâd'la nakzedilemez) [Mecelle m.16)
Dört mezhebde birbirinden farklı hükümler vardır. Fakat hiçbiri, diğerini sapıklıkla, hatâ etmekle ithâm etmemiştir. Çünkü hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki: (Âlimlerin farklı ictihâdları, mezheblere ayrılmaları rahmettir.) [Beyhekî]
Hanefî ve Hanbelî'de gusülde ağzın içini yıkamak farz iken, Mâlikî ve Şâfiî'de farz değildir. Bunun için mezhebin birine doğru, ötekine yanlış denemez.
Her müctehidin bir hadîsten hüküm çıkarması farklıdır. Bir müctehidin sahîh dediği bir hadîse, başka bir müctehid mevdû' diyebilir.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Resûlullaha itâ'at Allah'a itaat ayrı mıdır?

Resûlüne imân ve itâat olmadan Allah'a imân ve itâat olmaz. Çünkü Allahü teâlâ, kendine itâ'ati, bir çok âyette, Resûlü ile birlikte zikretmiştir. Meselâ buyuruyor ki:
(Resûle itâ'at eden, Allah'a itâ'at etmiş olur.) [Nisâ 80]
(Resûl, size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının!) [Haşr 7]
(De ki "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!") [A.İmrân 31]
[Bu âyet-i kerîme inince, münâfıklar, şimdiki mürted ve zındıklar gibi, "Muhammed kendine tapılmasını istiyor" dediler. Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerîme indi. (Şifâ-i şerîf)]
(De ki, "Allah'a ve Peygambere itâ'at edin! Eğer [Peygambere uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A.İmrân 32]
Allahü teâlâ, Peygamber efendimize itâati emrettiği gibi, ona muhâlefeti, isyânı da yasaklamıştır:
(Kim Allah'a ve Resûlüne isyân eder ve hududullahı aşarsa Allah onu, temelli kalacağı Cehenneme sokar.) [Nisâ 14] [Hududullah, Allah'ın emir ve yasakları]
(Doğru yol belli olduktan sonra, Peygambere karşı geleni ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyanı, o yolda bırakır ve cehenneme sokarız.) [Nisâ 115]
Allah'a, Resûlüne isyân
(Allah ve Resûlüne karşı gelen, bilsin ki Allah'ın azâbı çetindir.) [Enfal 13]
(Ey îmân edenler, sizi hayat verecek şeylere [dinin emîrlerine] da'vet edince, Allah'a ve Resûlüne icâbet edin!) [Enfâl 24]
(Allah'a ve Resûlüne karşı gelen, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.) [Ahzâb 36]
Sünnet-i seniyyeye uymanın farz olduğunu yukarıda âyet-i kerîmelerle bildirmiştik. Bu konudaki hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:
(Bana uyan Cennete girer, isyân eden giremez.) [Buhârî]
(Resûlün harâm kılması, Allah'ın harâm kılması gibidir.) [Tirmizî]
(Allah'ın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılan sapıtmaz.) [Hâkim]
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]
(Benden sonra ihtilâflar çıkar. O zaman sünnetime ve hülefa-i râşidînin sünnetine uyun!) [Tirmizî]